Çarşamba, 13.11.2019, 21:27
Hoş geldiniz Гость | RSS

BU SİTE SADECE TIP DOKTORLARI İÇİNDİR. WEB SAYFAMIZDA BULUNAN BİLGİLER SADECE BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR.

Menü
Ara

Travma Dışı Nedenlere Bağlı Kardiyopulmoner Arreste Yaklaşım

Travma Dışı Nedenlere Bağlı Kardiyopulmoner Arreste Yaklaşım

Melda AYBAR*, Arzu TOPELİ İSKİT*

 

* Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Yoğun Bakım Ünitesi, ANKARA

 

Approach to Cardiopulmonary Arrest Due to Causes Other Than Trauma

Key Words: Basic life support, Advanced cardiac life support, Cardiopulmonary resuscitation.

Anahtar Kelimeler: Temel yaşam desteği, İleri kardiyak yaşam desteği, Kardiyopulmoner resüsitasyon.

 

Ani kardiyak arrest toplumda önemli bir sağlık problemidir. Her yıl Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde yarım milyona yakın ölüm ani kardiyak arrest sonucu meydana gelmektedir. Bu ölümlerin hemen hemen yarısı ise hastaneye ulaşamadan gerçekleşmektedir[1].

Kardiyak arrest fibrile ritimler ve fibrilasyon dışı ritimler olmak üzere başlıca iki grup ritim sonucu oluşur. Fibrile ritimler, ventriküler fibrilasyon (VF) ve nabızsız ventriküler taşikardi (NVT); fibrilasyon dışı ritimler ise asistol veya nabızsız elektriksel aktivite (NEA)’dir. Kardiyak arrestin çok çeşitli nedenleri olmasına rağmen yetişkin hastalarda en sık nedeni iskemik kardiyovasküler hastalıklardır. Avrupa’da 75 yaşın altındaki ölümlerin %40’ından kardiyovasküler hastalıklar sorumludur. Akut miyokard infarktüsü geçiren tüm hastaların üçte biri hastaneye ulaşamadan semptomların başlangından itibaren ilk bir saat içinde ölmektedir. Genellikle bu ölümlerin çoğundan sorumlu olan ritim fibrile ritimlerdir (VF veya NVT). Hastanede yatan hastalarda ise VF, kardiyak arrestlerin %5’inden sorumludur. Bu hastalarda kardiyak arrestlerin çoğu fibrilasyon dışı ritimler sonucu oluşur[2].

YAŞAM ZİNCİRİ

Hastane dışında veya hastane içinde monitörize olmayan hastalarda gerçekleşen arrest durumunda uygulanan resüsitasyon dört ana basamağı takip eder. Amerikan Kalp Birliği sırayla yapılması gereken bu dört basamağı yaşam zinciri olarak adlandırmıştır[3]. Yaşam zincirini oluşturan halkalar, erken ulaşım, erken kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR), erken defibrilasyon ve erken ileri kardiyak yaşam desteği (İKYD)’dir.

Erken Ulaşım

Yaşam zincirinde ilk halka tıbbi tedavinin erken dönemde sağlanmasıdır. Hastane dışında gerçekleşen arrestlerde resüsitasyon yapacak profesyonel ekip olması ve sağlık kuruluşuna mümkün olan en erken dönemde ulaşım hayati önem taşımaktadır. Çoğu Avrupa ülkesinde bu ekibe ulaşılması için Avrupa Resüsitasyon Kuruluşu’nun önerdiği tek bir numara (112) kullanılmaktadır. Benzer olarak hastane içi arrestlerde de resüsitasyon ekibine ulaşmak için Avrupa genelinde tek bir ortak numaranın kullanılması önerilmektedir. Ülkemizde hastane dışı arrestlerde de benzer numara kullanılmakta, ancak hastanede olan arrestlerde bir standardizasyon bulunmamaktadır[4].

Erken Kardiyopulmoner Resüsitasyon

Zincirin ikinci halkası KPR’dir. KPR’nin ana ögeleri olan ağızdan ağıza/buruna solunum ve göğüs masajı ilk kez 40 yıl önce tanımlanmasına rağmen günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır[5,6]. Ventilasyon ile kanın oksijenlenmesi ve göğüs masajı ile kan akımının sağlanması sayesinde kalp ve beynin arrest sırasında canlılıkları korunmaya çalışılır. Hastane dışındaki arrestlerde KPR’nin ilk dört dakika içine başlaması başarılı resüsitasyon ve yaşam şansını iki kat artırmaktadır[7]. Bu nedenle mümkün olan en erken dönemde KPR’nin başlanması hayati önem taşımaktadır.

Erken Defibrilasyon

Yaşam zincirinin üçüncü halkası erken defibrilasyondur. VF ve NVT’nin ana tedavisi ilk beş dakika içinde defibrilasyonun gerçekleştirilmesidir[4]. Defibrilasyon ne kadar erken olursa başarılı resüsitasyon şansı da o kadar yüksek olmaktadır. İlk üç dakikada defibrile edilen hastalarda yaşam şansı %74 olarak saptanmıştır[8]. Devam eden fibrilasyonda mortalite her bir dakikada %7-10 artmaktadır[9]. Bu nedenle erken defibrilasyon temel hedef olmalıdır. KPR’nin hastane içi arrestlerde hemen başlanması hayati önem taşımakla beraber, KPR hiçbir zaman defibrilasyonu geciktirmemelidir. Hastane içinde tüm birincil sağlık ekibinin defibrilasyon konusunda eğitimli ve yetkili olması gereklidir. Hastane dışı kardiyak arrestlerde ana amaç eğer gerekli ise kurtarma ekibinin çağrılmasından itibaren ilk beş dakika içinde defibrilasyonun gerçekleştirilmesidir. Son dönemde yapılan çok merkezli bir çalışmada hastane dışı kardiyak arrestlerde KPR ve eğitimli kişilerce otomatik eksternal defibrilatörlerle gerçekleştirilen defibrilasyon uygulamasının tek başına KPR uygulamasına nazaran yaşam şansını artırdığı gösterilmiştir[10]. Bu nedenle fazla sayıda kişinin bulunduğu mekanlarda (stadyumlar, alışveriş mekanları, terminaller, hava alanları vb.) otomatik eksternal defibrilatörlerin yerleştirilmesi ve erken defibrilasyonun bu konuda eğitilmiş kişilerce yapılması önerilebilir.

Erken İleri Kardiyak Yaşam Desteği

Yaşam zincirinde son halka İKYD’dir. Defibrilasyon bazı durumlarda perfüzyonu sağlayan bir ritim oluşturabilmesine rağmen dolaşımın devamı için yeterli olamamaktadır. Uzun dönem yaşam şansını arttırmak için sonrasında İKYD uygulaması gerekmektedir. Güvenli hava yolunun temini (endotrakeal entübasyon) ve damar yolunun açılarak ilaç tedavisinin başlanması resüsitasyonun başarıya ulaşması için yapılması gerekli son halkayı oluşturur. Ancak son dönemde yapılan çok merkezli bir çalışmada hastane dışında gerçekleşen arrestlerde erken defibrilasyona İKYD’nin eklenmesinin mortaliteyi değiştirmediği gösterilmiştir[11].

TEMEL YAŞAM DESTEĞİ UYGULAMALARI

Hastane dışında ve hastane içinde gerçekleşen arrestlerde defibrilasyon ve İKYD uygulayacak resüsitasyon ekibi gelene kadar temel yaşam desteği (TYD)’nin en erken dönemde başlanması hayati önem taşımaktadır.

TYD’nin amacı kardiyopulmoner arreste yol açan nedeni ortadan kaldırmaya yönelik girişimler başlayana kadar yeterli ventilasyon ve dolaşımın sağlanmasıdır. Üç-dört dakika içinde dolaşım yeniden sağlanamazsa geri dönüşümsüz beyin hasarı gelişecektir. Bu nedenle TYD’nin başlanmasındaki herhangi bir gecikme başarılı resüsitasyon şansını azaltacaktır. Yetişkin hastada (sekiz yaşından büyük hasta) TYD sırasıyla değerlendirme, yardım çağırma ve KPR’den oluşur.

TYD’de birinci basamak hastanın değerlendirilmesidir. Ancak hastane dışı ortamda TYD’yi uygulayacak kişi öncelikle kendisinin güvende olduğundan emin olmalıdır. Çevre faktörleri (trafik, elektrik, gaz vb.), zehir etkisi gösteren maddeler ve infeksiyona (hepatit, HIV infeksiyonu vb.) karşı gerekli korunma tedbirlerini alarak hastaya yaklaşmalıdır. Çevrenin emniyeti temin edildikten sonra, cevap verebilirliğin tespiti için hasta yavaşça dürtülerek sözel uyaran verilmelidir. Cevabın olmadığı görülürse daha ileri desteğin verilebilmesi için yardım (ve defibrilatör) çağrılmalıdır. Yüz üstü pozisyonda yatan bir hasta sırt üstü pozisyona alınmalıdır.

TYD’de üçüncü basamak KPR’dir. KPR uygun pozisyonun verilmesi, hava yolunun açılması, kurtacı soluk ve göğüs masajından oluşur (sırasıyla ABC). Bu şekilde İKYD sağlanana kadar hastanın solunum ve dolaşımının devamı sağlanmaya çalışılır. Yardım çağrısı yapıldıktan sonra hızlıca hava yolu açılır ve hastanın solunumu kontrol edilir. Hava yolunu açık tutmak için bir el ile hastanın başı ekstansiyona getirilirken, diğer el ile çene hafifçe yukarı kaldırılarak (“head tilt-chin lift” manevrası) hava yolu açılır (Resim 1). Bu pozisyon endotrakeal entübasyona kadar korunmalıdır. Eğer varsa ağız içindeki yabancı cisimler çıkarılır. Hastane içinde meydana gelen arrest tablosunda defibrilatör gelene kadar oral veya nazal “airway” ile hava yolu açılabilir.

Uygun pozisyon verildikten sonra hastaya yaklaşılarak solunum değerlendirilir. Göz ile hastanın göğüs hareketleri izlenir, kulakla solunumu dinlenir ve en fazla 10 saniye içinde soluk hissedilmeye çalışılır. Bu şekilde solunumun değerlendirilmesi “Bak-dinle-hisset” metodu olarak adlandırılır. Hastanın solunumu yoksa ağızdan ağıza/buruna solunum ile iki kurtarıcı soluk verilir. Her soluk iki saniyelik bir süre içinde yavaşça verilmelidir. Verilen soluğun yeterliliği göğüs kafesinin aşağı ve yukarı hareketiyle kontrol edilmelidir. Hastane içinde meydana gelen arrest tablosunda ambu-maske (oksijen ile birlikte) ile de solunum sağlanabilir.

Solunum desteğinden sonra büyük bir venden tercihan karotid arterden nabız muayenesi yapılır. En fazla 10 saniye içinde değerlendirme yapılır. Nabzın olmadığı yani kardiyak arrrest olduğu tespit edilirse göğüs masajına başlanarak dolaşımın devamlılığı sağlanır. Göğüs masajı göğüsün merkezine, sternumun alt yarısına, 4-5 cm’lik hareket yaratacak şekilde uygulanmalıdır. Masajın uygulanacağı noktanın tespiti için sağ elin ikinci ve üçüncü parmağı ksifoit üzerine konulduktan sonra hemen yanına sol el yerleştirilir. Sonrasında sağ el ksifoit üzerinden kaldırılarak sol el sırtı üzerine yerleştirilerek masaj yapılır (Resim 2). Defibrilatör ortama gelene ve İKYD başlayana kadar göğüs kompresyonuna devam edilir. Endotrakeal entübasyon ile güvenli hava yolunun teminine kadar 15 göğüs masajı ve iki ventilasyon şeklinde devam edilir. Onbeş masaj sonrası ventilasyon için durulur ve her biri iki saniye süren iki soluk verilir. Kardiyak masaj ile ventilasyon arasındaki bu oran çift kurtarıcı olduğu durumda da 15/2 olarak uygulanır[12].

İLERİ KARDİYAK YAŞAM DESTEĞİ ALGORİTMASI

Avrupa Resüsitasyon Kuruluşu; KPR ve Acil Kardiyovasküler Tedavi 2000 yılı kılavuzunu kendisine göre uyarlayarak ileri yaşam desteği uygulaması için resüsitasyon kılavuzu ve algoritması oluşturmuştur[13]. Burada bu algoritmadan bahsedilecektir (Şekil 1).

Daha önceden bahsedildiği gibi kardiyak arrest fibrile (VF veya NVT) veya fibrilasyon dışı ritimler (asistoli veya NEA) sonucu oluşur. Kardiyak arreste neden olan iki ana ritmin tedavisindeki en önemli fark VF/NVT durumunda erken defibrilasyonun gerekliliğidir. Bununla birlikte ritim tayini ve defibrilasyon için kullanılacak cihazlara ulaşana kadar KPR’nin ilk üç basamağı (hava yolu, solunum ve göğüs masajı) ile devam edilmelidir. Defibrilasyon imkanına ulaşır ulaşmaz, hasta monitörize edilerek fibrile ritimler görülürse defibrilasyon uygulanır. Erken defibrilasyon sonrasında ileri yaşam desteği ile devam edilerek güvenli hava yolu temin edilmeli, gerekli ilaçlar verilmeli, göğüs masajı ve defibrilasyon yoluyla dolaşımın devamlılığı sağlanmalıdır. Monitörizasyon sonucunda fibrilasyon dışı ritimler saptanırsa defibrilasyon olmaksızın KPR ile devam edilerek ileri yaşam desteği ile güvenli hava yolu temini ile uygun ilaç tedavisi verilmelidir[13].

Ventriküler Fibrilasyon ve Nabızsız Ventriküler Taşikardi

Yetişkin kardiyak arrestleri sırasında en sık görülen ritim olan VF/NVT aynı zamanda arrest sonrası yaşam şansı en yüksek olan ritim grubudur. Gerek VF gerekse NVT’de başarılı resüsitasyon için defibrilasyon en erken dönemde uygulanmalıdır.

Prekordiyal yumruk ancak tanık olunan veya monitörize edilmekte olan bir hastada arrest gelişmişse uygulanmalıdır. Prekordiyal yumruk, defibrilatör ile verilebilecek en düşük enerjiyi sağlayarak defibrilasyona yardımcı olur. Başarısı ancak ilk 30 saniyede uygulandığı zaman yüksektir. Ancak hiçbir zaman için defibrilatör ile uygulanacak defibrilasyonu geciktirmemelidir.

Ritim tayininde erken defibrilasyona imkan verdiği için öncelikle defibrilatör kaşıkları kullanılmalıdır. Defibrilatör kaşıkları acil durumda çabuk ritim tayini için idealdir. Ancak kaşıklarla yapılan monitörizasyonda saptanan asistol yanlış asistol olabilir. Bu durumda ritmin tayini için elektrotlarla monitörizasyona geçilmelidir. Uygun pozisyonda yerleştirilen (sağ kaşık sternumun sağı, klavikula altı; sol kaşık apekse) kaşıklar yoluyla fibrile ritim tayin edilirse, kaşıklar şarj edilmeli, hastanın çevreyle bağlantılı olmadığından emin olunduktan sonra (herkese çekilmesi söylenir) ekspiryum sırasında 5 kg’lık yük verilerek defibrilasyon yapılmalıdır (Resim 3). Verilen şok sonrasında kaşıklar kaldırılmadan ritim kontrol edilmeli, defibrilasyon başarılı olmuyorsa arka arkaya üç şok, 200 J, 200 J, 360 J’lik enerji ile bir dakikadan kısa süre içinde uygulanmalıdır. Bu üç şok sonrası başarılı defibrilasyon mümkün olmuyorsa KPR’ye geçilmelidir. KPR sırasında elektrotlar veya defibrilatör kaşıkları kontrol edilir, güvenli hava yolu (endotrakeal entübasyon) ve damar yolu temin edilerek 1 mg adrenalin uygulanır ve göğüs masajı yapılır. Endotrakeal entübasyon yoksa 15 masaj iki solunum verilir, güvenli hava yolu varsa solunum 12/dakika ve masaj 100/dakika olacak şekilde birbirinden bağımsız uygulanır. KPR’ye bir dakika süreyle devam edilir. Bu süre içerisinde yeterli vakit varsa amiodaron 300 mg intravenöz (IV) olarak verilebilir. Tekrarlayan veya dirençli durumlarda 150 mg amiodaron tekrar edilebilir. Amiodaron verildikten sonra lidokain verilmemelidir. Lidokain ancak amiodaron temin edilemiyorsa uygulanmalıdır. Bir dakika KPR sonrasında yeniden ritim ve nabız kontrolü yapılır, ritim düzelmediği sürece 360 J, 360 J, 360 J üç şok, 1 mg adrenalin ve bir dakika KPR uygulanır. KPR ile başarılı olunan ancak sonra tekrar fibrile olan hastalarda tekrar 200 J, 200 J ve 360 J’den başlanarak defibrilasyon, 1 mg adrenalin ve bir dakika KPR ile devam edilir. Üç şok, 1 mg adrenalin ve bir dakika KPR döngüsü VF/NVT ritmi başka bir ritme dönene kadar devam eder.

Defibrilasyon sonrası asistol görülürse, yalancı asistolü ekarte etmek amacıyla öncelikle defibrilatör kaşıkları veya elektrotlar değiştirilmeli ve asistol tanısı doğrulanmalıdır. Başarılı defibrilasyon sonrası bir-iki saniye gerçek asistol gözlenebilir. Ayrıca, iyi bir kardiyak out-put sağlayacak ritim temin edildiğinde, miyokard kasılmasında genellikle filiform ve palpe edilemeyen bir nabıza yol açan geçici bir bozukluk görülebilir. Bu nedenle defibrilasyon sonrası asistol veya NEA görülürse bir dakika adrenalin verilmeksizin KPR uygulanır. Bir dakika sonrasında yeniden ritim ve nabız tayini yapılır. Ritim halen asistol veya NEA ise adrenalin yapılarak geriye kalan iki dakikalık KPR tamamlanılır[13].

Asistol ve Nabızsız Elektriksel Aktivite

Bu ritimlerde neden olan değiştirilebilir faktör bulunup tedavi edilmedikçe başarı şansı oldukça düşüktür. Bu potansiyel değiştirilebilir faktörler “Beş H ve Beş T” olarak akılda kolayca tutulabilir: hipoksi, hipovolemi, hipo/hiperkalemi, hidrojen iyonu (asidoz), hipotermi, tansiyon pnömotoraks, tamponad, toksik nedenler, tromboembolik hastalıklar-pulmoner tromboemboli, tromboembolik hastalıklar-koroner arter hastalığı.

Asistol durumunda öncelikle elektrotların yerleşimi kontrol edilmeli, ritim lead I ve II’de doğrulanmalıdır. VF ile asistol tanısında tam olarak ayrımın yapılamadığı durumlarda hasta VF olarak kabul edilerek defibrile edilmelidir.

Asistol tanısı doğrulandıktan sonra KPR’ye geçilmeli, güvenli hava ve damar yolu temin edilerek 1 mg adrenalin uygulanmalı ve göğüs masajı yapılmalıdır. Adrenalin üç dakikada bir tekrar edilir. Asistolde atropin tek seferde 3 mg maksimum doz olarak arrestin herhangi bir zamanında verilebilir. KPR üç dakika uygulandıktan sonra ritim ve nabız kontrolü yapılmalı ve nabız alınamıyorsa tekrar KPR’ye geçilmelidir. Üç dakika KPR sonrası tekrar ritim ve nabız kontrolü ile devam edilmelidir. Resüsitasyon 1 mg adrenalin, üç dakika masaj olarak devam eder.

NEA kardiyak ritim olmasına karşın nabzın olmaması ile karakterizedir. Başarılı sonuç için en önemli tedavi altta yatan değiştirilebilir nedenin ortadan kaldırılmasıdır. Tedavi algoritması asistol gibidir. Üç dakikalık KPR’ler uygulanır. Üç dakikada bir adrenalin ve elektriksel aktivite sayısı <60/dakika ise tek sefer 3 mg atropin uygulanır. Her üç dakikalık KPR sonrası ritim ve nabız tayini yapılarak devam edilir. Resüsitasyon 1 mg adrenalin, üç dakika masaj olarak devam eder[13].

SOLUNUM ve OKSİJENASYON

Kardiyopulmoner arrest sırasında hastaların büyük bir kısmında bilinç kaybı nedeniyle hava yolu tıkanıklığı görülür. Hastaların çok az bir kısmında ise hava yolu tıkanıklığı arreste neden olan ana olaydır. Arrest sonrası uygun pozisyon verilerek veya “airway” ile hava yolu açılabilir. Orofarengeal veya nazofarengeal olmak üzere iki tip “airway” mevcuttur. Orofarengeal “airway” glossofarengeal ve larengeal reflekslerin sağlam olduğu hastalarda kusma ve larengospazma yol açabileceğinden genelde bilinci kapalı hastalarda tercih edilmesi gerekir[14]. Nazofarengeal “airway” bilinci açık hastalarda, trismusu ve çene veya maksillofasiyal travması olan hastalarda kullanılabilir. Trombositopenik hastalarda tercih edilmemelidir[14].

Kardiyak arrest sırasında düşük kardiyak out-put nedeniyle periferal oksijen dağılımı azalır. Ventilasyon perfüzyon bozuklukları ve altta yatan respiratuar hastalıklar var olan periferal hipoksiyi arttırır. Doku hipoksisi anaerobik metabolizma ile asidoza neden olur. Asit-baz dengesindeki bozukluk ise verilen kimyasal ve elektriksel tedavinin yararlılığını azaltır. Bu nedenle TYD ve İKYD sırasında ideal olarak %100 oksijen uygulanmalıdır[14]. Bilinci kapalı ve solunumu olmayan hastalara kurtarıcı soluklar ile %16-17 oranında oksijen verilebileceğinden, mümkün olan en kısa dönemde ambu-maske ile oksijenasyona geçilmelidir[14]. Ambu-maske ile manüel ventilasyon, yüze iyi oturan bir maske ile düzgün uygulanırsa %100’e yakın oksijen verilmesini sağlayabilen etkin bir yöntemdir. Oksijensiz ve rezervuarsız ambu ile maksimum %21 oksijen verebilirken bu oran oksijenle birlikte uygulanırsa %45’e, rezervuarlı ambu kullanılırsa %100’e yükselir (Resim 4). Manüel ventilasyon tek kişi tarafından yapılıyorsa bir el ile maske hastanın yüzüne oturtulur, diğer el ile ambulama yapılır. Maskeyi yüze oturtan el aynı zamanda mandibulayı yukarı doğru kaldırmalıdır. Bu el ile uygulanan kuvvetin %90’ı mandibulayı kaldırmak için %10’u maskeyi yüze doğru bastırmak için kullanılır (Resim 5)[15]. Manüel ventilasyon iki kişi tarafından yapılıyorsa bir kişi maskeyi hastanın yüzüne uygular, diğer kişi ambulamayı yapar (Resim 6. Takılacak “airway” ile pozisyon vermeksizin ambulama yapılması mümkündür. Manüel ventilasyon çok şiddetli yapıldığı takdirde gastrik distansiyon sonucu kusma ve aspirasyona neden olabilir. Ağız içinde kan ve yabancı cisim varlığı veya travma durumunda kontrendikedir[16].

Ambu-maske ile manüel ventilasyon bilgi ve deneyim gerektiren bir ventilasyon yöntemidir. Tecrübesiz ellerde etkin olmayan tidal volüm verilmesine ve gastrik inflasyon ile regürjitasyon ve pulmoner aspirasyona neden olabilir. Larengeal maske ve kombitüp alternatif ventilasyon yöntemleridir. Ambu-maske ile ventilasyona nazaran daha etkin tidal volüm sağlar ve daha az gastrik inflasyona neden olurlar. Ayrıca, entübasyonun yapılamadığı veya yapacak deneyimli personelin bulunmadığı durumlarda entübasyona alternatif olarak kullanılabilirler[14]. Larengeal maske, ucuna hava yastıklı bir maskenin yerleştirilmiş olduğu kısa bir endotrakeal tüptür. Tüp ağız içinde larenkse kadar sokularak yerleştirilir. Kombitüp biri özefagusa diğeri trakeaya yerleşen iki lümeni olan bir tüptür. Körlemesine uygulandıktan sonra trakea içerisinde olan tüpün havalandırılması ile devam edilir. Bu nedenle travması olan hastalarda veya entübasyon uygulayacak deneyimli personel bulunmadığında tercih edilebilir[14].

En sık kullanılan ve en güvenli hava yolu açma tekniği endotrakeal entübasyondur. Endotrakeal entübasyon için ambu (tercihan %100 oksijen sağlayabilen rezervuarlı ambu), aspiratör, aspirasyon için kateter, “stylet”, larengoskop, endotrakeal tüp, enjektör, baş yükselticisi, flaster, rulo sargı, sedatif ve nöromusküler bloker ilaçlar hazır bulundurulmalıdır[14]. Entübasyon öncesinde hastanın yatağı uygun yüksekliğe getirilmeli, oksiput altına ufak bir yastık koyularak baş ekstansiyona getirilmelidir[17]. Bu manevra ile oral açıklık, farengeal aks ve vokal kordlar tek düzleme yaklaştırılarak vokal kordların görülmesi kolaylaştırılır. Ancak vokal kordlar anteriora taşınacağı için başın aşırı ekstansiyonundan kaçınılmalıdır. Entübasyon işlemi boyunca ve hatta hastanın ambulanmaya başlanması ile birlikte krikoid kartilaj üzerine basılarak özefagusun tıkanması sağlanmalıdır. Sellick manevrası denilen bu manevra ile gastrik aspirasyonun önlenmesi amaçlanır[18]. Yetişkin hastalarda ortalama 8 mm’lik endotrakeal tüp kullanılması önerilmektedir. Ancak zor entübasyonlar için daha küçük tüpler de bulundurulmalıdır[14]. Tüp içerisine “stylet” yerleştirilmesi entübasyonun daha kolay yapılmasını sağlayacağından önerilir, ancak ucunun tüpten dışarı taşmıyor olmasına dikkat edilmelidir. Entübasyon sırasında veya öncesinde gerekiyorsa sedatif ajanlar verilerek hasta sedatize edilmelidir. Her entübasyon denemesi öncesinde 15 saniye %100 oksijen verilmeli ve her deneme 30 saniyeyi geçmemelidir. Otuz saniye geçtiği halde entübasyon gerçekleştirilemediyse tekrar 15 saniye %100 oksijen verildikten sonra deneme yapılmalıdır[14]. Tüpün yerleştirilmesi için larengoskop sol el ile tutulurak, ağzın sağ yanından içeri sokulmalı, dil sola doğru çekilerek ilerletilmelidir. Larengoskopun “blade”i MacIntosh (eğri) ise “blade”in ucu epiglot ile larenks arasındaki vallekula denilen yere sokulmalı, Miller (düz) ise “blade” ile epiglot tutularak kaldırılmalıdır. Larengoskop larenks yapılarını askıya alırken yukarı değil, ileriye doğru hareket ettirilmelidir. Vokal kordlar görülerek tüp iki kordun arasından ve nazikçe ilerletilmelidir. Vokal kordların bu aşamada hasar görmesi sonrasında ömür boyu ses kısıklığı olabileceği unutulmamalıdır. Endotrakeal tüp, kafı kordları geçene kadar ilerletilmeli ve 10 mL hava ile şişirilmelidir[14]. Daha sonra her iki akciğer ve mide ayrı ayrı dinlenerek tüpün akciğerde olduğu doğrulanmalıdır. Tüpün akciğerde olduğundan emin olunduktan sonra ön dişler seviyesinde 19-23 cm’de tesbit edilmelidir[14].

FARMAKOLOJİK TEDAVİ

İKYD’de kullanılan belli başlı birkaç farmakolojik ajan mevcuttur. Bu ajanlar adrenalin, atropin, amiodaron, lidokain, magnezyum sülfat, sodyum bikarbonat, kalsiyum klorür ve vazopresindir. Damardan yapılan uygulamada varsa santral yol tercih edilmelidir. Santral kateter yoksa KPR sırasında açılmaya çalışmamalı, periferal yoldan ilaç verilerek arkasından 10 mL serum fizyolojik uygulanmalıdır ve ekstremite kaldırılmalıdır. Damar yolunun bulunamadığı veya geciktiği durumlarda bazı ilaçlar (adrenalin, atropin, lidokain) endotrakeal tüpten, damardan verilen dozun iki-üç katı olarak 10 mL serum fizyolojik içinde dilüe edilerek uygulanır, arkasından beş ventilasyon verilir[19].

Adrenalin

Her tür arrest durumunda endike olan ve ilk seçenek tedavi olarak kullanılan tek ilaç adrenalindir. İKYD algoritmasında arrest durumunda her üç dakikada 1 mg adrenalin kullanılması önerilmektedir[19]. Daha sık veya yüksek doz adrenalin uygulamalarının resüsitasyon sonrası dönemde mortaliteyi artırdığı gösterilmiştir[20,21]. Damar yolunun bulunamadığı veya geciktiği durumlarda endotrakeal tüpten 2-3 mg olarak 10 mL serum fizyolojik içinde dilüe edilerek kullanılabilir[19]. Adrenalin için maksimum doz yoktur.

Atropin

Asistolde ve NEA’da ritim < 60/dakika ise tek sefer maksimum doz olan 3 mg atropin uygulanması önerilmektedir. Atropin endotrakeal tüpten verilecekse 6 mg olarak uygulanmalıdır. Atropinin günlük maksimum dozu aşılırsa tam vagal blokaj ile, 500 µg’ın altında uygulamada ise parasempatomimetik etki ile bradikardiye yol açabilir.

Amiodaron

Mekanik defibrilasyona cevap vermeyen VF ve NVT’de ilk tercih edilmesi gereken antiaritmiktir. 300 mg amiodaron 20 mL %5 dekstroz veya serum fizyolojik içinde dilüe edilerek IV bolus olarak uygulanır. Refrakter durumlarda 150 mg dozunda IV bolus olarak tekrar edilebilir. Sonrasında 1 mg/dakika dozunda altı saat, 0.5 mg/dakika dozunda 18 saat olarak 24 saat infüzyon şeklinde idame tedavisine geçilir. Günlük maksimum dozu 2 g’dır[22].

Lidokain

Mekanik defibrilasyona cevap vermeyen VF ve NVT’de ikinci tercih edilmesi gereken antiaritmiktir. Amiodaronun bulunamadığı durumlarda kullanılmalıdır. Amiodaron uygulaması sonrası lidokain uygulanmamalıdır. Yükleme dozu 1-1.5 mg/kg’dır. Yanıt alınamazsa 15 dakika sonra aynı dozda tekrar edilmelidir. Yükleme dozu 3 mg/kg’ı geçmemelidir. Yükleme sonrası 1-4 mg/dakika hızında idame infüzyon dozuna geçilmelidir. Lidokain amiodarondan farklı olarak endotrakeal tüpten de verilebilmektedir[22].

Magnezyum Sülfat

Mekanik defibrilasyona cevap vermeyen VF ve NVT’de hipomagnezemi şüphesi varsa magnezyum sülfat denenmelidir. 1-2 g MgSO4 (yaklaşık 1 ampul, 10 mL %15 MgSO4) 100 mL %5 dekstroz içinde bir-iki dakikalık bir sürede verilir. Yanıt alınamazsa aynı doz 10-15 dakika sonra tekrarlanabilir[22].

Sodyum Bikarbonat

Kardiyak arrest sırasında pulmoner gaz alışverişinin bozulması ve anaerobik metabolizma sonucu kombine respiratuar ve metabolik asidoz gözlenir. Kardiyak arrest sırasında saptanan asidozun en iyi tedavisi göğüs masajı ve ventilasyondur. Arteryel kan pH’sı 7.1’in altına düşerse düşük doz bikarbonat verilebilir. Ancak KPR sırasında bakılan kan gazı değerleri aldatıcıdır ve hücre içi asidozu gösteremez. Ayrıca, bikarbonat uygulaması karbondioksit oluşumuna neden olur. Oluşan karbondioksit hastanın ventilasyon ihtiyacını artırdığı gibi hızla difüzyonla hücre içine geçer. Bu durum hücre içi asidozu arttırır, iskemik miyokard üzerinde negatif inotropik etki yaratır. Asidozun tamamen düzeltilmesi asidoza bağlı vazodilatasyon yolu ile beyin kan akımında oluşan artışa engel olur ve oksijen disosiasyon eğrisinin sola kaymasına yol açarak doku hipoksisini arttırır. Bikarbonat ile verilen ozmotik olarak oldukça aktif olan sodyum, dolaşım ve beyin üzerinde yüklenmeye yol açar. Bütün bu nedenlerle KPR sırasında bikarbonat asidoz çok derin olmadıkça veya uzamış arrest olmadıkça tercih edilmemelidir. Bunun dışında bikarbonat uygulaması bilinen hiperkalemi varlığında ve trisiklik antidepresan zehirlenmesinde terapötik olarak verilebilir. Uygulanma dozu 50 mmoL’dir (5 ampul, 50 mL %8.4 NaHCO3).

Kalsiyum

Bilinen hiperkalemi, hipokalsemi ve kalsiyum kanal bloker intoksikasyonu durumunda kullanılır. %10’luk kalsiyum klorür solüsyonunun [1 mL’de 100 mg kalsiyum tuzu ve 27.3 mg (1.36 mEq) kalsiyum içerir] 10 mL’lik ampullerinden 2-4 mg/kg olacak şekilde 1 ampul verilir, gerekirse 10 dakika sonra tekrar edilir. Ülkemizde kalsiyumun kalsiyum glukonat içeren 10 mL’lik kalsiyum “picken” ampulleri mevcuttur. Bu ampullerde 95 mg kalsiyum mevcuttur, bu ampullerden 2 ampul verilmelidir, gerekirse 10 dakika sonra tekrar edilmelidir.

Vazopresin

Doğal olarak bir antidiüretik hormon olan vazopresin yüksek dozda V1 reseptörleri aracılığıyla güçlü vazopresör etkiye sahiptir. Yarı ömrü 10-20 dakika olmak üzere adrenalinden daha fazladır. Son dönemde yapılan bir çalışmada asistoli gözlenen arrest durumunda adrenalin öncesi üç dakika ara ile iki kez 40 IU vazopresin uygulamasının tek başına adrenalin uygulamasına nazaran daha üstün olduğu gösterilmiştir[23]. Ancak henüz vazopresinin KPR sırasında kullanımını destekleyen yeterli veri bulunmamaktadır[24].

RESÜSİTASYON SONRASI BAKIM

Resüsitasyon sonrasında hastanın hava yolu ve ventilasyonu, dolaşımı, nörolojik durumu değerlendirilmeli ve gerekli tedavi uygulamaları hemen başlanmalıdır.

Arrest sonrasında hastanın hava yolu ve bilinci değerlendirilerek entübe olmayan hastalarda entübasyon için karar verilmelidir. Kısa süreli olan ve uygun tedaviye hemen cevap veren kardiyak arrest durumlarında örneğin; perikordiyal yumruğa veya erken defibrilasyona cevap veren hastalarda beyin fonksiyonları hemen geri dönebilir. Bu durumda hastanın entübasyonu gerekmeyebilir. Ancak hastaya ister entübe olsun, ister olmasın belirli bir süre kesinlikle yüksek doz, mümkünse %100 oksijen tedavisi verilmelidir.

Hava yolu ile birlikte aynı anda hastanın hemodinamisi de değerlendirilmelidir. Hipotansiyon varsa düzeltilmeli, sıvı ve gerekirse vazopresör tedavi uygulanmalıdır. Sıvı olarak dekstroz içeren solüsyonlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı, serum fizyolojik tercih edilmelidir. Kardiyak arrest nedeni fibrile ritimler ise uygun antiaritmik (amiodaron veya lidokain) ile infüzyona devam edilerek hasta sinüs ritminde tutulmaya çalışılmalıdır. Resüsitasyon sonrasında görülen sinüs taşikardisi düzeltilmeye çalışılmamalıdır. Hasta hemodinamik olarak monitörize edilmeli, gerekirse invaziv kan basıncı takibi yapılmalıdır.

Başarılı KPR’de en önemli amaç olumlu nörolojik sonuçtur. Resüsitasyon sonrasında hastanın nörolojik durumu Glasgow koma skalası hesaplanarak değerlendirilmelidir. Yapılan çalışmalarda terapötik hafif hipoterminin KPR sonrası hastanın nörolojik durumunu düzelttiği ve mortaliteyi azalttığı gösterilmiştir[25]. Bu nedenle hastanın vücut ısısı yaklaşık 34-35°C olacak şekilde düşürülmeli, gerekirse soğuk uygulama veya antipiretik tedavi verilmelidir.

KPR sonrasında hasta arreste neden olabilecek etyolojiler açısından da değerlendirilmelidir. Bu amaçla gerekli laboratuvar ve diğer incelemeler yapılmalıdır. Saptanabiliyorsa arrestin nedeni tedavi edilmeli ve hastanın olası bir başka arreste girmesi önlenmelidir.

Resüsitasyon sonrasında stabilizasyon sağlandıktan sonra eğer hasta uygun bakımın verilebileceği bir ünitede değilse uygun şekilde yoğun bakımın uygulanacağı bir üniteye transfer edilmelidir.

Resüsitasyonu uygulayan kişiler açısından her resüsitasyon sonrasında yapılan uygulamalar değerlendirilmeli, bir sonraki resüsitasyonda başarıyı arttırmak için yapılan hatalar gözden geçirilmelidir.

ÖZEL RESÜSİTASYON DURUMLARI

Yabancı Cisim Aspirasyonu

Hava yolunun tam tıkanıklığı tedavi edilmediği takdirde birkaç dakika içinde ölümle sonuçlanabilecek acil bir durumdur. Genel olarak hava yolu tıkanıklığının nedenleri dil veya epiglot gibi intrensek nedenler veya yabancı cisim aspirasyonu (YCA) gibi ekstrensek nedenlerdir[12]. YCA çok nadir ama önlenebilir kardiyak arrest nedenidir. Özellikle genç, birdenbire solunumu bozulan ve siyanotik hale gelen, nedensiz olarak bilincini kaybeden hastalarda düşünülmelidir. Yetişkinlerde en sık yemek yeme sırasında görülür[26].

YCA kısmi ise hasta öksürük ile yabancı cismi dışarıya atabilir. Hastanın bilinci ve solunumu iyi ise öksürmesine yardımcı olunmalı ve ek bir müdahale yapılmamalıdır. Ancak tıkanıklık tam ise veya hastada bitkinlik veya siyanoz görülürse asfiksi gelişimini önlemek amacıyla acil müdahale yapılmalıdır. Tam hava yolu tıkanıklığı olan hastalar konuşamaz, nefes alamaz veya öksüremez, baş ve diğer parmaklarıyla boğazını kavrar. Bu YCA için tipik pozisyondur.

Bilinci açık hastada YCA’nın tedavisi için çeşitli manevralar mevcuttur, ancak bu metotların etkinliklerini karşılaştırmak oldukça güçtür[27]. Resüsitasyon kuruluşlarının çoğu bu metotların bir veya birkaçının birlikte yapılmasını önermektedir. Avrupa Resüsitasyon Kuruluşu’nun önerilerine göre öncelikle hastanın ağız içi incelenir, takma diş veya herhangi bir yabancı cisim varsa çıkarılır. Hasta öne doğru eğik pozisyonda iken yanında ve biraz arkasında durularak bir elle göğsü desteklenir diğer elin avuç içiyle sırtta skapulalar arasındaki bölgeye vurulur, yabancı cisim çıkana kadar gerekirse beş kez tekrarlanır. Eğer bu vuruşlar ile tıkanıklık giderilmediyse Heimlich manevrası uygulanır[26]. Bu manevrayı uygulamak için hastanın arkasına geçilir, hasta abdominal bölgesinin üstünden her iki kol ile sarılır. Bir el ile yapılan yumruk umblikus ile sternumun alt bölgesi arasına yerleştirilir, diğer el ile bu yumruk kavranarak kuvvetli bir şekilde içe ve yukarı doğru itilir. Bu durumda hastanın öne doğru eğilmiş olması önemlidir. Bu pozisyon tıkanıklığa yol açan yabancı cismin çıkarken aşağı solunum yolları yerine ağızdan dışarıya doğru yönelmesini sağlayacaktır. Bu manevra da beş kez tekrar edilir. Buna rağmen tıkanıklık devam ederse olası cisim açısından ağız içi tekrar kontrol edilerek tekrar beş kez sırta vuru ve beş kez Heimlich manevrası uygulanır ve bu şekilde yabancı cisim dışarı çıkana kadar veya hastanın bilinci kapanana kadar devam edilir[12].

Hastanın bilincinde kapanma gözlenirse sırt üstü yatırılarak önce ağız içi kontrol edilir. Kurtarıcı, sağlık personeli değilse TYD uygulamaları ve göğüs masajı ile devam etmelidir. Kurtarıcı, sağlık personeli ise yabancı cismin çıkarılması için Heimlich manevrasını uygulamalıdır[12]. Uzmanların 1999 yılında kanıtları incelediği bir konferansta ve 2000 yılında Uluslararası 2000 yılı Kılavuzunun hazırlanması amacıyla düzenlediği konferansta aldıkları karara göre sağlık personeli olmayan kişilerin YCA ile bilinci kapalı olan hastalarda Heimlich manevrası uygulaması yerine TYD uygulamalarına başlaması önerilmektedir[12]. Bunun bir nedeni sağlık personeli dışındaki kesime karmaşık beceriler yerine sadece temel uygulamaların öğretilmesinin hedeflenmesi, diğer bir nedeni ise yabancı cismin çıkarılmasında göğüs masajının Heimlich manevrası kadar etkin olabileceğinin düşünülmesidir[28,29]. Son yıllarda yapılan bir çalışmada göğüs masajının Heimlich manevrasına eşit veya daha fazla miktarda zirve hava yolu basıncını arttırdığı gösterilmiştir[29].

Bilinci kapalı olan hastada kurtarıcı bir sağlık personeli ise hastayı sırt üstü pozisyona aldıktan sonra öncelikle ağız içini kontrol etmelidir. Bu amaçla bir elin baş parmağı ile dil, diğer parmakları ile çene tutularak mandibula yukarı kaldırılırken, diğer el ile ağız içi yabancı cisim açısından kontrol edilir, yabancı cisim varsa çıkarılır. Hastanın uygun pozisyonla hava yolu açılarak ventilasyonu denenir. Göğüs kafesinin hareketleri gözlenmiyorsa başa yeniden pozisyon verilerek tekrar kurtarıcı soluklar uygulanır. Buna rağmen halen göğüs kafesi hareketleri gözlenmiyorsa Heimlich manevrası uygulanır. Bu amaçla yatan hastanın her iki uyluğu iki diz arasına alınacak şekilde çömelinir. Bir elin avuç içi hastanın umblikus ile sternum alt bölgesi arasına yerleştirilerek, üzerine diğer el konur. Her iki el gerekirse vücudun ağırlığı kullanılarak karın içine basılır ve hızla yukarı doğru itilir (Resim 7). Heimlich manevrası beş kez tekrar edilebilir. Buna rağmen cisim çıkarılamazsa yeniden ağız içi değerlendirilir, pozisyon verilerek iki kurtarıcı soluk uygulanır ve beş kez Heimlich manevrası tekrarlanır. Bu şekilde yabancı cisim çıkarılana veya çıkaracak özel aletler (Kelly klemp veya Magill forseps) temin edilene kadar devam edilir. Herhangi bir aşamada yabancı cisim çıkarılırsa hastanın solunumu kontrol edilir, solunum yoksa iki kurtarıcı soluktan sonra dolaşımın değerlendirilmesiyle devam edilir[12].

YCA’ya tanık olunmayan bilinci kapalı hastalarda uygun pozisyonla hava yolu açılarak verilen kurtarıcı soluklar ile göğüs kafesinin hareketleri gözlenmiyorsa YCA’dan şüphelenilmeli ve yukarıda anlatıldığı şekilde Heimlich manevrası uygulanmalıdır[12].

Hipotermi

Vücut ısısının 30°C’nin altında olması şeklinde tanımlanan derin hipotermi ciddi ve önlenebilir bir sağlık problemidir. Soğuk ortama maruz kalınması veya soğuk suda boğulma durumlarında görülebilir. Ayrıca, hipoterminin mental hastalık, yoksulluk, ilaç ve alkol kullanımıyla ilişkili olduğu bildirilmiştir[30]. Fizyolojik olarak derin hipotermide beyin kan akımı ve oksijen ihtiyacı azalır, kardiyak output ve kan basıncı düşer. Beyin fonksiyonlarında görülen ağır depresyon nedeniyle hastaların klinik durumu beyin ölümüne benzeyebilir[31]. Derin hipotermik hastanın solunumu yüzeyelleşir ve nabzı periferal vazokonstrüksiyon nedeniyle zor palpe edilebilir, aritmi görülebilir. Resüsitasyon, klinik duruma göre yönlendirilmemelidir. Hastada ölümcül zedelenme varsa veya vücudu göğüs masajı yapılamayacak kadar donmuş ya da ağzı veya burnu buz ile kaplıysa KPR uygulanmamalıdır.

Hipotermik hastada TYD uygulamaları temel olarak diğer hastalar ile benzer olmakla beraber birkaç alanda ufak değişiklikler içerir[32]. Hipotermik hastalarda solunum ve dolaşımın değerlendirilmesi, güç olduğu için, 10 saniye yerine 30-45 saniye içinde yapılmalıdır. Hastanın solunumu yoksa kurtarıcı soluk verilmeli, ambu-maske ile ventilasyon yapılıyorsa mümkünse 42-46°C sıcaklıkta nemli oksijen uygulanmalıdır. Hastanın nabzı hissedilmiyorsa göğüs masajına başlanmalı ve hasta yeniden ısıtılana kadar devam edilmelidir. Bu esnada daha ileri ısı kaybını önlemek amacıyla ıslak olan kıyafetler çıkarılmalı, hasta soğuk veya sıcak hava ve rüzgardan korunmalı, mümkünse ılık nemli oksijen ile ısıtılmalıdır[33,34]. VF’ye imkan vermemek için kaba hareketlerden kaçınılmalı ve hastane dışı alanda eksternal ısıtıcı cihazlar kullanılmamalıdır. Hastada VF veya VT mevcut ve ortamda defibrilatör varsa maksimum üç şoka kadar defibrilasyon yapılmalıdır[34]. Defibrilasyona cevap yoksa yeniden TYD uygulamalarına geçilmeli, hasta ısıtılmaya çalışılmalı ve transport için stabilize edilmelidir. Vücut ısısı > 30°C olana kadar defibrilasyon tekrarlanmamalıdır. Derin hipotermide hastane dışı alanda hastanın ısıtılması konusu günümüzde halen tartışmalıdır. Kurtarıcı ekipte vücudun kor ısısını ölçecek cihaz varsa ölçüm yapılabilir ve ısıtma için uygun ılık nemli oksijen veya ılık sıvılar mevcutsa ısıtma işlemine başlanabilir[33,35].

Hastanede yapılan resüsitasyonda da vücut ısısı < 30°C ise TYD uygulanmalı, defibrilasyon maksimum üç kez yapılmalı ve cevap yoksa vücut ısısı > 30°C olana kadar defibrilasyon tekrarlanmamalıdır. Derin hipotermik hastanın kalbi kardiyak ilaçlara, “pacemaker” uyarımına ve defibrilasyona cevap vermeyebilir[36]. Bu hastalarda ilaç metabolizması yavaşlamıştır. Verilen ilaçlar sık tekrar edilirse periferik dolaşımda toksik dozlara ulaşabilir. Bu nedenle hastanın vücut ısısı > 30°C olana kadar IV ilaç verilmemelidir. Vücut ısısı > 30°C olduktan sonra verilen ilaçların verilme aralığı artırılabilir. Hastaneye ulaşan hastalarda kor ısısının arttırılması nemli ılık oksijen uygulaması dışında 43°C sıcaklıkta 150-200 mL/saat hızında IV salin uygulaması, 43°C ısısında bir kerede 2 L sıvı ile yapılacak olan peritoneal lavaj uygulaması ile sağlanabilir[32]. Isıtma sırasında 45-60 dakikadan uzun süredir hipotermik olan hastalarda vazodilatasyona bağlı olarak sıvı gereksinimi artmış olduğu için bol miktarda sıvı tedavisi verilmelidir. Hastanın olası hiperkalemi riskine karşı yakından takibi yapılmalıdır. Kronik alkolizm veya malnütrisyon öyküsü olan hastalara tiamin 100 mg IV olarak uygulanmalıdır. Hastanede resüsitasyonun sonlandırılması kararı hastanın kliniğine göre doktor tarafından verilmelidir.

Boğulma

Boğulan hastalarda hastanın prognozunu belirleyen en önemli parametre hipoksidir. Bu nedenle oksijenasyon, ventilasyon ve perfüzyon mümkün olan en kısa sürede temin edilmelidir. Boğulma sırasında prognostik öneme sahip diğer önemli parametreler boğulma süresinin veya resüsitasyon süresinin > 25 dakika olması ve hastanın hastaneye başvurusunda kardiyak arrestin görülmesidir[31]. Bunun dışındaki diğer prognostik faktörler olarak başlangıç elektrokardiyografisinde VF/VT görülmesi, fiks pupillerin bulunması, derin asidoz mevcudiyeti, solunum arresti ve bilinç seviyesi sayılabilir[31].

Boğulmada birincil veya ikincil hipotermi görülebilir. Soğuk suda boğulma durumunda hipotermi hızla gelişir ve hastayı hipoksiye karşı korur. Hipotermi ayrıca boğulmanın komplikasyonu olarak veya resüsitasyon sırasında devam eden buharlaşma ile ısı kaybına bağlı olarak da gelişebilir. Bu durumda oluşan hipotermi hipoksiye karşı koruyucu değildir[32]. Boğulan hastada TYD ve İKYD uygulamalarında herhangi bir değişikliğe gerek yoktur[32]. Kişinin hastayı kurtarırken öncelikle kendi güvenliğini temin etmiş olması önemlidir.

Boğulan hastada en önemli tedavi ve ilk yapılması gereken ağızdan ağıza solunumdur. Zor oluyorsa gerekirse ağızdan buruna solunum da yapılabilir. Bu sırada hastanın aspire etmiş olduğu suyun dışarı çıkarılmasına çalışılmamalıdır. Örneğin; Heimlich manevrası gastrik içeriğin regürjitasyonuna ve aspirasyonuna neden olur, kesinlikle uygulanmamalıdır[37]. YCA düşünülüyorsa Heimlich manevrası yerine göğüs masajı yapılmalıdır. Boğulan hastanın resüsitasyonunda kusma sık karşılaşılan ve resüsitasyonu zorlaştıran bir durumdur[38]. Bu durumda hastanın ağzı yan tarafa döndürülmeli, ağız içi temizlenerek resüsitasyona devam edilmelidir[32].

Solunumun değerlendirilmesinden sonra dolaşım değerlendirilmeli ve gerekirse göğüs masajına başlanmalıdır. Hastada fibrile ritimler mevcutsa defibrilasyon yapılmalı, derin hipotermi (≤ 30°C) mevcutsa maksimum üç kez tekrarlanmalıdır. Defibrilasyona cevap yoksa vücut ısısı > 30°C olana kadar defibrilasyonsuz TYD ve İKYD uygulanmalıdır. İlaç tedavisi derin hipotermik hastada uygulanmamalı, vücut ısısı > 30°C olduğunda uygulama aralıkları açılarak verilmelidir. Bunun dışında İKYD’de herhangi bir değişikliğe gerek yoktur.

Elektrik veya Şimşek Çarpması

Elektriğe bağlı zedelenme ev içindeki veya endüstriyel alanda kullanılan elektriğe bağlı veya şimşek çarpması ile görülebilir. Yetişkin hastalarda en sık elektrik çarpması çalışma alanında olmaktadır[39].

Elektriğe bağlı zedelenmenin derecesi elektriğin alterne veya direkt olması, maruz kalınan enerjinin büyüklüğü, elektrik akımına karşı konulan direnç, akımın hasta üzerinde temas ettiği alan ve izlediği yol, elektriğe maruz kalma süresi gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Alterne elektrik akımı iskelet kasında tetani, solunum arresti veya VF’ye neden olabilir. Tedavisi en erken dönemde defibrilasyondur. Asistol sıklıkla direkt elektrik akımı ile oluşur, tedavisi standart KPR uygulamasıdır. Elektriğe en fazla direnç deri ve kemik dokusuna aittir. Kas dokusu, sinir dokusu ve damarlar elektriğe daha hassastır. Derinin nemli olması direncini azaltan en önemli unsurdur. Elektrik akımının izlediği yol transtorasik (elden ele) olduğu durumda mortalite vertikal (elden ayağa) veya ayaktan ayağa olduğu duruma göre daha yüksektir[40].

Elektrik çarpması sonrası görülen ani ölümlerin birincil nedeni kardiyopulmoner arresttir[41]. Ayrıca, beyindeki merkezlerin zedelenmesi, diyafragma ve solunum kaslarının tetanisi, solunum kaslarının uzamış paralizisi gibi değişik mekanizmalarla solunum arresti ve ona ikincil kardiyak arrest görülebilir. Şimşek çarpması ile ani olarak büyük miktarda direkt elektrik akımının tüm miyokardiyumda yarattığı depolarizasyon ile asistol veya VF görülebilir. Solunum kaslarının paralizisi ise solunum arrestine yol açabilir, hızlı müdahale edilmezse ardından kardiyak arrest gelişebilir. Şimşek çarpması sonrasında ensefalopatiden periferal nöropatiye kadar değişen çeşitli nörolojik bulgular görülebilir.

Elektrik çarpması durumunda kurtarıcı öncelikle kendisi için gerekli güvenlik önlemlerini alarak hastaya yaklaşmalıdır. Olay sonrasında hastanın solunumu, dolaşımı veya her ikisi birden etkilenmiş olabilir. Hastaya çok dinamik olarak en erken dönemde gerekli TYD ve İKYD uygulamaları başlanmalıdır. Elektrik veya şimşek çarpması sonrasında prognoz elektriğin dozu ve süresi bilinmediğinden tahmin edilemez. Hastaların çoğunluğu genç, altta yatan hastalığı olmayan hastalar oldukları için hızlı ve etkin resüsitasyona cevap verme olasılıkları yüksektir[40]. Kardiyak ritim asistol veya VF olabilir. Her ikisinin de tedavisi için genel TYD ve İKYD kuralları diğer hastalardan farklılık göstermez. Erken defibrilasyon, mümkünse otomatik eksternal defibrilatörlerin kullanılması yine oldukça hayati önem taşımaktadır. Hava yolunun sağlanması yüz, ağız ve boynun ön kısmını kaplayan yanıklı hastalarda zor olabilir. İleri derecede yumuşak doku şişliği birdenbire oluşabilir ve hava yolunun teminini güçleştirebilir. Bu tür hastalarda erken endotrakeal entübasyon uygulaması önerilmektedir[40]. Elektrik zedelenmesi iskelet kasında tetanik kasılmalar yaratarak kas gerilimleri, kırıklar veya spinal zedelenmeye yol açabilir[42]. Bu hastalarda spinal koruma ve immobilizasyon sağlanmalıdır. Süregelen termal zedelenmeyi azaltmak amacıyla hastanın üzerindeki yanmış kıyafetleri, kemer veya ayakkabıları çıkartılmalıdır. Resüsitasyon boyunca geniş doku zedelenmesi veya hipovolemik şoku olan hastalarda hızlı ve bol miktarda IV sıvı replasmanı yapılarak sıvı açığı kapatılmalı, miyoglobin, potasyum gibi metabolitlerin atılımı sağlanmalıdır[43].

KARDİYOPULMONER RESÜSİTASYONDA ETİK KONULAR

KPR diğer tıbbi girişimler gibi hayatın korunması, sağlığın sağlanması ve sakatlık durumunun sınırlandırılmasını hedeflemektedir. Ancak klinik olarak ölümün döndürüldüğü tek girişim olması açısından diğer tıbbi girişimlerden ayrılmaktadır. KPR ile ilgili kararlar çoğu zaman hastanın genel durumunu ve isteğini bilmeyen kişiler tarafından saniyeler içinde verilmesi gerektiğinden oldukça zor ve karmaşıktır.

İdeal olarak KPR muhtemel olarak fayda göreceğine inanılan hastalara uygulanmalıdır. Resüsitasyon sonrası hedeflenen sonuçlara ulaşılamadığı durumlarda resüsitasyon çabaları uygunsuz olacaktır. Bütün bu açılardan KPR’nin başlanması ve sonlandırılması pek çok etik tartışmaları beraberinde getiren ve kültürden kültüre değişkenlik gösteren oldukça karmaşık ve zor kararlardır.

Son dönemde yapılan iki ayrı çalışmada hastane içi kardiyak arrestlerde hastaların ancak %10’unun, hastane dışı kardiyak arrestlerde ise %3’ünün hastaneden sağlıklı olarak taburcu edilebildiği gösterilmiştir[44,45].

Resüsitasyonun Yapılmaması Gereken Durumlar

Resüsitasyonun kimlere uygulanacağı konusunda tam anlamıyla kesin ve net bir kriter yoktur. Bunun yerine bu kararın alınmasında etkili birtakım faktörler mevcuttur.

Hastanın kendi isteği etik olarak ve bazı ülkelerde kanuni olarak önemli bir belirleyicidir. ABD’de mahkeme tarafından karar verme yetisinin olmadığı bildirilmedikçe tüm yetişkin hastaların kendilerine resüsitasyon yapılması konusunda karar verme yetkisi kanuni olarak mevcuttur[46]. Diğer bazı ülkelerde ise hastalar bu kararı mahkeme tarafından kısıtlanma olmaksızın verme yetkisine sahiptir. Böyle bir durumda hastanın kendi durumu ve prognozu, işlemin kendisi, yarar ve zararları konusunda yapılacak bilgilendirmeyi kavrayarak değerlendirebilecek kapasiteye sahip olması, doktorun ise hasta konusunda doğru değerlendirme yapacak bilgi ve deneyiminin bulunması önemlidir. Hastanın tercihinin bilinmediği acil durumlarda standart tedavi uygulanmalıdır.

ABD’de mental durumu bozuk olan hastalarda yakın bir akraba veya arkadaş bu konuda kanuni olarak karar verecek yetkiye sahip olabilmektedir. Öncelikle hastanın daha önceden bilinen isteğine uygun olarak bu konuda karar verebilmektedirler. Ancak pek çok Avrupa ülkesinde ve diğer birtakım ülkelerde yakın çevrenin böyle bir kararı verme yetkisi yoktur[46].

KPR fayda göreceğine inanılan hastalara uygulanmalıdır. Bu konuda iki önemli belirleyici faktör beklenen yaşam süresi ve yaşam kalitesidir. Yaşam süresi veya yaşam kalitesi üzerine arttırıcı bir etkiye sahip olmayan herhangi bir girişim uygunsuz ve gereksiz olacaktır. Bu konuda karar verirken hastanın önceki fonksiyonel kapasitesinin bilinmesi de önemlidir.

Başta ABD olmak üzere pek çok ülkede spesifik hasta ve hastalık durumları için doktorlar tarafından “Resüsite Etmeme (DNR: Do Not Resuscitate)” veya “Resüsite Etmeye Teşebbüs Etmeme (DNAR: Do Not Attempt to Resuscitate)” direktifleri verilebilmektedir. Bu direktiflerin genişliği ülkeden ülkeye kültürel değişiklikler gösterdiği gibi hastaya ve hastalık durumuna göre de değişkenlik göstermektedir.

Erişkin hastalarda “Resüsite Etmeye Teşebbüs Etmeme” direktifinin var olduğu, rigor mortis gibi geri dönüşümsüz ölüm bulgularının bulunduğu veya ilerleyici septik veya kardiyojenik şok gibi maksimal tedaviye rağmen vital bulgularda bozulmanın saptandığı, yaygın metastatik kanser hastalığı gibi son dönem hastalığı olan hastalar dışındaki tüm hastalara KPR uygulanması önerilmektedir[46].

Resüsitasyonun Sonlandırılması

Hastane içinde resüsitasyonun sonlandırılması hastayı tedavi eden doktor tarafından yapılmaktadır. Resüsitasyonu yöneten kişi sürekli olarak hastayı değerlendirmeli ve hastanın devam edecek resüsitasyon uygulamalarına cevap vermeyeceğini düşündüğü an resüsitasyonu sonlandırmalıdır.

Resüsitasyonun sonlandırılması kararının verilmesinde hastanın yaşı, arrest öncesi durumu, beraberinde olan hastalıkları, arrest nedeni (ilaç zehirlenmeleri, pnömotoraks veya tamponad gibi geri döndürülebilir nedenler), ilk arrest ritmi, vücut ısısı, KPR ve defibrilasyon zamanı gibi etkili pek çok faktör bulunmaktadır. Yapılan çalışmaların ışığı altında önerilen hipotermi, ilaç zehirlenmeleri gibi durumlar dışında 30 dakikalık KPR ve İKYD uygulamaları sırasında spontan dolaşım sağlanamayan hastalarda resüsitasyonun sonlandırılmasıdır. Otuz dakika içerisinde spontan dolaşım sağlanabildiyse, ilaç zehirlenmesi mevcutsa veya soğuk suda boğulma gibi hastanın hipotermik olduğu durumlarda bir süre daha resüsitasyona devam edilmelidir[46].

EĞİTİM

Mümkün olduğunca çok kişi TYD konusunda, mümkün olduğunca çok sağlık personeli de İKYD konularında eğitilmeli ve bu eğitim belli aralıklarla tekrarlanmalıdır.

 

Kaynak: http://www.yogunbakimdergisi.org/managete/fu_folder/2005-03/html/2005-5-3-147-161.html

Giriş
Takvim
«  Kasım 2019  »
PztSalÇrşPrşCumCtsPzr
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930
İstatistik

Online: 1
Misafir: 1
Kullanıcı: 0

Copyright MyCorp © 2019